Cuma, Ağustos 17, 2007

Evrimin İşleyişi

Evrim Kuramını basitçe açıklamaya çalışalım..

Charles Darwin'in türlerin doğal seçme yoluyla evrim geçirdiği yönündeki açıklaması, bugünkü bilgilerimizle baktığımızda, şaşırtıcı bir basitliğe sahiptir. Kuram kendi içinde ele alındığında birkaç gözleme dayanıyor:
Türlerin çoğu, ebeveynlerinin yerini tutmak için gerekenden fazla ardıl (bebek, ebeveynlerinin türünü, soyunu sürdüren canlı) ikame eder.

Kullanılacak kaynaklar sınırlıdır, bunun için ardıllar birbirleriyle rekabet içindedir ve amansız bir varoluş mücadelesi verir. (Burada, ardılların çok benzer yaşam alanlarında yaşayacağını ve benzer beslenme şekilleri olacağını düşünmek gerekiyor.)
Darwin bu bilgileri şunlarla birleştirir:
Bir türün bireyleri kesinkes aynı değildir, tek tek özellikleri bakımından fark gösterirler. Çeşitlemeler üreme sırasında ortaya çıkar.

Üreme sırasında ebeveynlerin genleri ardıllara aktarılır.
Bu olayların açıklamasını arayan Darwin doğal seçme ilkesine varır: Tabiat gözle görülmez bir yetiştirci gibi davranıp avantajlı bireyleri seçer. Sert bir rekabet içinde sadece çevre koşullarına en iyi uyum sağlayanlar hayatta kalabilir.

Tabiattaki olayların çoğu bu kuramla açıklanabilmektedir. Ama hepsi değil: Bazı hayvan türlerinde daha çok engelleyici gibi görünen özellikler baskın çıkmıştır. Küçük kılkuyruğun kendisini yemek isteyen düşmanlarının dikkatini çeken, cafcaflı kuyruk yüzgeçleri örneğin. Geyiklerin hareket serbestliğini kısıtlayan, olabildiğine geniş boynuzları diğer bir örnek. Bu özelliklerin evrim süreci içinde baskın çıkmış olması çoğunlukla dişilerin belli özelliklere sahip erkekleri tercih etmesinden (ya da tam tersi) kaynaklanır. Buna cinsel seçme (cinsel seçilim) deniyor.

Evrim konusundaki kanıtlarımıza da, genel olarak, bakalım..

Günümüze kadar, pek çok geçiş fosili bulunduğu gibi, pek çok geçiş canlısı da mevcuttur. Örneğin, bugüne kadar çok sayıda fosili bulunmuş, biyolog ve zoologların bütün anatomik özelliklerini tek tek inceledikleri ve bariz biçimde hem dinazor hem kuş özellikleri taşıdığı için geçiş canlısı olarak nitelediği Archaeopteryx, tüysüz kuşlar, tüylü gagalı sürüngenler, dört ayaklı balıklar, insan maymun karışımı canlıların kalıntıları bu alandaki kanıtlardan yalnızca birkaçıdır.

Bugüne dek, balıktan hem suda hem karada yaşayan iki yaşamlılara (amfibyumlara) geçişi gösteren, iki yaşamlılardan ilk sürüngenlere geçiş aşamasını gösteren, iki ayaklı sürüngenlerden kuşlara geçişi gösteren, insan-primat ortak atadan insana geçişi gösteren çok sayıda ara geçiş türlerinin fosili bulunmuştur. Son olarak 2004'de Kanada'da buzullar arasından çıkarılan ve balık-sürüngen karışımı bir tür olan Tiktaalik'i gösterebiliriz.

Ayrıca, biyoteknolojideki yeni uygulamalarla, artık evrim, laboratuar koşullarında gerçekleştirilebiliyor diyebiliriz. Örneğin, eskiden sığır, domuz karaciğerlerinden çok masraflı bir süreçle elde edilen insülin hormonu, bugün E.-koli bakterisinden çıkarılan bir gen yerine insanın insülin sentezleyen geninin yapıştırılmasıyla yaratılan yeni bir bakteri türüne ürettiriliyor.


Not: Evrim hakkında daha çok bilgi aşağıdaki linklerden edinilebilir..

http://tr.wikipedia.org/wiki/Evrim_kuram%C4%B1
(Türkçe kaynak, az teknik bilgi içeriyor, genel bilgiler veriyor.)

http://en.wikipedia.org/wiki/Evolution
(Evrim Kuramıyla ilgili çok teknik, detaylı bilgiler içeriyor.)

http://en.wikipedia.org/wiki/Introduction_to_evolution
(Konuya giriş için okunabilir, az teknik bilgi içerdiği için konuya giriş için okunabilir.)

Çarşamba, Ağustos 15, 2007

Kakao: Lezzetli Çikolataya Giden Yolun Başlangıcı -- 2

Kaçuva dilinde "dün, bugün ve yarın" anlamına gelen Kallari, Ekvador'un Amazon Havzası'ndaki kakao çiftçilerinin kısa süre önce kurduğu kooperatifin adı. Bir faks aleti, iki çalışma masası ve birkaç plastik bahçe sandalyesinden ibaret küçük büroları Napo Bölgesindeki Tena kasabasında. Kasabanın bitiminde başlayan, tarla ve otlaklarla defalarca kesintiye uğratılan yağmur ormanları altın tarayıcılarının, çiftçilerin ve oduncuların yaşadığı köylere ev sahipliği yapıyor. Nesillerdir kakao tarımı ile uğraşılıyor burada. Ancak şimdiye dek zahmetlerinin karşılığını alabildikleri söylenemez. Ortalama bir hektar yağmur ormanından geleneksel yöntemlerle yılda yaklaşık 92 kilo kakao elde ediliyor. Hasat döneminde Amazon havzasında yaşayan toplulukları dolaşan aracılar, bu miktar için 70 ila 90 lira arası ödüyor. Oysa bir çiftçi bunun yerine, arazideki ağaçları kesip sattığında eline nakit 2100 dolar geçiyor. Hem de bir iki günlük çalışmanın karşılığında. Ne var ki ödeme bir kereye mahsus oluyor.

Tena'dan Amazon Havzasının içlerine uzanan birçok yeni asfaltlanmış yol mevcut. Çevrede sık sık nakit paranın büyüsüne kapılmış arazi sahiplerinin çıplak toprakları görünüyor. Zamanında bir hektarlık alanda 400'e varan değişik ağaç türünün yetiştiği bölgelerde bugün sığırlar otlamakta. Yerleşimciler eskiden otlaklara, tarlalara ve kulübelere yer aşmak için ağaç keser ve araziyi temizlermiş. Bugünse bir düğün ya da cenaze töreni düzenlemek, çocuklarının okul parasını denkleştirmek ya da DVD oynatıcı alabilmek için ormanları yok ediyorlar.

Kallari kooperatifi, testerenin saltanatına son vermek için kurulmuş. Hesapları, genç, iyi bakılmış kakao bitkileriyle bir hektar yağmur ormanından elde edilen ürünü 370 kilograma yükseltmek. Sonra da, hasadı tek merkezden sattıklarında piyasada birim başına elde edilen fiyatı arttırmayı amaçlıyorlar. Çiftçileri işlerinde desteklemek için 50000 hektarlık alanı kapsayan ekim bölgelerine danışmanlar yolluyor. Çiftçilere ağaçların nasıl budanacağı, hastalıklara karşı nasıl savaşılacağı anlatılıyor.

Bu arada, Ekvator Devlet Araştırma Enstitüsü kakao uzmanlarının açıklamasını pas geçmemek gerekiyor: "Mikroiklim, ağaç kesimleri yüzünden son 20 yılda önemli bir dönüşüm geçirdi. Ortalama sıcaklık bir derece arttı, yağış miktarı yarı yarıya azalarak 4000 milimetreden 1800 milimetreye düştü. Yağmur ormanları açısından olumsuz, ancak kakao bitkilerinde oluşan hastalıkların yayılmasını azalttığı için müspet bir durum."

Son olarak da GEO dergisinden bir alıntıyla bitirelim:
İnsanlar çikolataya bakınca, kakaosunun muz çalıları ve guava ağaçlarının yanında nasıl olgunlaştığını, bir yerli kadının onu yarım saatte bir güneşte çevirişini, Napo Irmağından yukarı taşınıp Andlar'ın üzerinden aşırılırken çekilen zahmetleri, gemiyle Panama Kanalı'ndan geçirilip Rotterdam'ın yük limanına indirilişini, sonunda da bir çikolatacının konç makinesinde nasıl kaliteli çikolataya dönüştüğünü bilmeyecek.
Bunları bilenler de her ısırışta çikolatanın tadına daha çok varacak.


Not: Konç makinesi, şeker, vanilya ve kakaonun karıştırılıp ağdalı, aromatik bir kütle haline geldiği makine. Bu makineyi, 1879'da ilk çikolata üreticilerinden Rodolphe Lindt icat etmiş.

Not 2: Çikolata ("Chocolate") kelimesi, Azteklerin Nahuatl dilinden geliyor. Nahuatl dilinde bu kelime xocolatl olarak geçiyor. Ayrıca, ilk çikolata yenmiyor, içiliyormuş.

Salı, Ağustos 14, 2007

Kakao: Lezzetli Çikolataya Giden Yolun Başlangıcı -- 1

Aramızda çikolata (sütlü, bitter vs..) sevmeyen bir insan var mıdır acaba (çikolata yemeleri sağlıkları için uygun olmayanlar hariç)? Peki, çikolatanın ham maddesi, milyarlarca Euro'luk çikolata sektörüne can veren, kakao çekirdeklerinin nasıl yetiştirildiğini, sonra da pazara nasıl kazandırılıp yediğimiz lezzetli sütlü çikolatalara dönüştüğünü biliyor musunuz? Anlatalım..

Kakao ağacının bilimsel adı Theobroma cacao. Tanrıların Gıdası anlamına geliyor. Ağacın çiçekleri ve meyveleri doğrudan güçlü gövdesinden ya da güçlü dallardan çıkıyor. Üstelik eşzamanlı olarak ve tüm yıl boyunca. Sarıdan turuncuya, hatta kızıla varan renkleriyle meyveler, biçim olarak sivri birer kabağı andırıyor. Theobroma cacao, yalnızca ekvatora yakın ve bunaltıcı sıcakların hüküm sürdüğü topraklarda yetişiyor. Ağırlıklı olarak, Batı Afrika, Güney Amerika ya da Endonezya'daki küçük arazilerde yetiştirilmeye çalışılıyor. Başta, dünya üretiminin %40'ını karşılayan Fildişi Kıyıları var. Onu, Gana ve Endonezya izliyor. İstikrarlı yönetimlerin pek görülmediği bölgeler buralar. Üstüne üstlük, ulu ağaçların gölgesine bağımlı, büyüme özürlü, hastalanmaya yatkın ve bakıma muhtaç bitki, her tür endüstriyel yaklaşıma ters düşüyor. Bu nedenlerden dolayı, geniş alanlara yayılmış plantasyonlar pek nadir. Özel yatırımcılar, büyük çiftlik sahipleri ve tarım işletmeleri kakao yetiştiriciliğinden bölgenin büyük bölümünde uzak duruyor. Tıpkı yüzlerce yıl önce olduğu gibi elle toplanıp topraktaki deliklerde ya da tahta sandıklarda mayalanıyor ve katır sırtında, kanolarda ya da kamyonet kasalarında yerel pazarlara taşınıyor. Yani, piyasada bulunan çikolataların küçük çiftlik sahipleriyle büyük işletmelerin tuhaf koalisyonunun ürünü olduğunu söyleyebiliriz. Avrupa'da yıllık kişi başına düşen saf kakao tüketimi iki kilogram. Katrilyonluk pazar Amerikan Cargill, İsviçreli Nestle ve Belçika-Fransız şirketi Barry Callebaut gibi dev ticari kuruluşlar tarafından yönetiliyor.

Pazara hakim olan çikolataların çoğunun hammaddesini dayanıklı forastero türü ağaçlar sağlıyor. Ortalama bir kavun ağırlığındaki meyvelerin her birinde yaklaşık 50 çekirdek mevcut. Kakao sektörünün altın çocuğu forastero verimli ve güçlü ama tadı pek de etkileyici değil. İşletmeler her yıl 3,3 milyon ton kakao işliyor, ancak hedge fonları yöneten spekülatörler kahverengi çekirdekleri keşfettiğinden beri Londra ve New York kakao borsalarında dönen rakamlar dudak uçuklatıcı boyutlara ulaşmış.

Karmaşık yatırım stratejilerine göre çalışan ticari kuruluşlar, binlerce ton kakaoyu elektronik ortamda ve eşzamanlı alıp satıyor. Kakao onların gözünde bir spekülasyon nesnesi; platin, bakır ya da petrolden farksız bir endüstriyel hammadde. Güney Amerika kakaosunun ton başına ücreti genelde 1400 dolarda seyrederken, dalgalanmaların bu rakamı 800'e düşürdüğü veya 4600 dolara kadar yükselttiği oluyor. Satın alma kararlarındaki en önemli referans noktalarından biri Stock/Grind-Ratio adında bir değer. Bu değer, Amsterdam, Rotterdam ve benzeri bölgelerde depolarda bekleyen kakao çekirdeklerinin, endüstrinin ihtiyaç duyduğu miktara oranını, yani rezervlerin tüketime oranını ifade ediyor.

İnsan hakları kuruluşlarından alınan haberlere göre, bölgenin büyük bölümü kako ticaretine konan ağır, zorunlu vergilerle geçimini sağlıyor. AB'den bir araştırma komisyonu, Fildişi Kıyısı'ndaki kakao sektörünü yasadışı kurumlardan oluşan bir sistem sayarak eleştirmiş.

(devam yukarıda)...

Salı, Ağustos 07, 2007

Yaya Şempanzeler

Tua, ormanı bölen yolun kenarında durup iki defa sola, iki defa da sağa bakıyor; hiçbir aracın yaklaşmadığına emin olduktan sonra himayesindekilere işaret ediyor. Kafile disiplinli bir şekilde Tua'nın önünden geçip yolun karşısına ulaşıyor. Kortejin sonundaki geniş omuzlu Yolo ise kimsenin geride kalmamasına özen gösteriyor. Bu ve benzeri sahnelerin bilim insanları tarafından ilgiyle karşılanma nedeni, olayın alışılmadık kahramanları: Gine'nin sık ormanlarında, Bossou köyü yakınlarında yaşayan bayağı şempanze ailesinin 12 üyesi.

Kyoto ve Stirling Üniversitelerindeki bir grup araştırmacı, dört ay boyunca civardaki şempanzeleri gözlemledi; yaşadıkları ormanı hemen ötedeki çalılık araziden ayıran iki ayrı caddeyi nasıl aştıklarını filme aldı. Yapılan uzun süreli gözlemler ve kaydedilen görüntüler, maymunların mevcut tehlike potansiyeline göre farklı stratejiler geliştirebildiğini ve bir sonraki adımı düşünerek hareket ettiğini gösterdi. Geniş caddede örneğin, yolun kenarına gelmeleriyle karşıdan karşıya geçişleri arasındaki bekleme süresi, dar olandan daha fazla; kılavuz şempanzenin görüş alanına giren araç süreyi daha da uzatıyor. Grubun üç yetişkin erkeği Tua, Foaf ve Yolo, riskin en yüksek olduğu noktalarda konumlanıyor. Böylelikle dişiler ve yavruları aralarına alarak güvenli geçişi temin ediyorlar.

Pazartesi, Ağustos 06, 2007

Tarihten İki Not

Abdülaziz devrinde Keçecizade Mehmed Fuad Paşa sadrazam iken vezirlerden Hamdi Paşa haksız bir muamelesinden dolayı mahkemeye verilmişti. Bu, bir vezirin mahkemeye ilk verilişi idi. Hamdi Paşa bundan fena helda alınıp şikayet etmek üzere Babıali'ye gitti. Lakin, Fuad Paşa kendisini son derece soğuk karşıladı ve hatta yanına girdiği zaman ayağa bile kalkmadı. Hamdi Paşa, buna büsbütün içerleyerek sert bir sesle:
- Efendim, evvelce vezirlerden biri Babıali'ye gelince Sadrazamlar tarafından binek taşında karşılanırdı, dedi.
Fuad Paşa, soğukkanlılığını koruyarak cevap verdi:
- Evet öyle. Lakin aynı sadrazamlar o zamanlar haksızlık eden vezirlerin o binek taşının önünde boyunlarını da vurdururlardı.

------------------------------------------------------------------------------

Hristiyan Katolik inanışına göre, dünya, kainatın merkeziydi. Bunun aksini ileri sürenler dinsizlikle itham olunarak mahkemeye verilirdi. Kilise, bu sırada hakimlere, mesela sihirbazlara yapıldığı gibi, bunlar hakkında mümkün olduğu kadar yumuşak davranılmasını ve kan dökülmeden cezalandırılmalarını rica ederdi. Bu ise aslında, diri diri yakılmak demekti. İşte bu yüzden, dünyanın kainatın merkezi olmadığını ve kainatta başka dünyalar da bulunduğunu ileri süren Giordano Bruno adlı düşünür 1600 yılının Şubat ayında Roma'da diri diri yakılmak suretiyle idam olunmuştur. Düşünür, "bilimin ilk şehidi" olarak kabul edilebilir.