Bir yerde, anladığımız biçimde bir yaşam formunun oluşabilmesi için o bölgede su gereklidir. Su olmazsa yaşam biçimleri de oluşmaz.
Bir yerde, mesela,
paranın ortaya çıkabilmesi, yani
takas sisteminin yerini çok daha gelişmiş olan paranın alabilmesi için belli bir ekonomik sistem gelişmişliğinin olması gerekir. Lidyalıların günümüzdeki paranın atasını icat etmelerinin nedeni de, başkentleri
Sart’ın Kral Yolu adı verilen ticaret yolunun başında bulunmasıdır. Bir ticaret yolu, karmaşık ekonomik ilişkileri bünyesinde barındırdığı için, para gibi, böylesine kadar karmaşık bir ekonomik ilişkiler zincirini düzenleyecek bir kavramın da haliyle ortaya çıkmasını sağlayacaktır.
Yerleşik hayata geçiş de böyledir. Bir toplumun yerleşik düzene geçmekteki başlıca nedenlerinden biri, o toplumun nüfusunun artması ve toprağı işlemeyi keşfetmesidir. Ondan yararlanabilmeyi öğrenmesidir. Sırası önemli olmamakla beraber
yerleşmek; tarımı, devleti, belli bir düzeyde hukuku, özel mülkiyeti ve daha pek çok toplumsal kavramı ortaya çıkarır.Eğer yerleşik hayata geçtiği, şehirlerini kurduğu, devletini oluşturduğu, dinini ortaya çıkardığı zaman bu topluluk,
artı ürün elde etmeyi de başarırsa, artı ürünün kaydedilmesi ihtiyacıyla
yazı adındaki bu teknoloji
– ister hiyeroglif biçiminde olsun, ister ideogram, ister alfabe – uzun süre ruhban sınıfın ve bürokrasinin tekelinde kalacak olmasına rağmen ortaya çıkacaktır şüphesiz. Bu Nil kıyısındaki
Eski Mısır’da da böyle olmuştur, Fırat’la Dicle arasındaki
Mezopotamya’da da, Yangtze Nehri boyundaki
Çin’de de, Ganj boyunca uzanan
Hint ülkesinde de…
O zaman şöyle bir inceleyelim: Bazı şeylerin gerçekleşebilmesi için, başka şeylerin varlığı şarttır. Canlı hayat için su şarttır. Paranın ortaya çıkması için belli bir düzeyin üstündeki ekonomik ilişkilerin varlığı gereklidir.
Yazının varlığı için artı ürüne, artı ürün için tarıma, tarım için de yerleşik düzene gereksinim vardır. Yani bir topluluk yerleşmediği takdirde yazı ortaya çıkarması mümkün değildir. Bir kere buna ihtiyacı yoktur. Göçebe bir kavmin yazıya gereksinimi olması söz konusu değildir.
Dünyanın her yerinde yazının ortaya çıkması da, toplumların yerleşmesinden sonraya denk gelir.Bu durumda şu kritik soruyu sorma ihtiyacını duyuyorum ister istemez: Eğer herhangi bir toplumun bir yazı sistemi geliştirmiş olması için yerleşik düzene ve tarıma ihtiyacı varsa, 8. yy.da hâlâ yerleşik düzenle uzaktan yakından alakası olmayan Orta Asya Türklerinin, yani Göktürklerin
38 harflik bir alfabeyle Orhun Yazıtları gibi koca koca anıtlar çıkarması nasıl mümkün olabilir?
Yazımın burasında hemen bir hatırlatma yapayım.
Orhun Yazıtları/Anıtları/Abideleri/Kitabeleri olarak da bilinen anıtlar,
Göktürk Hakanı Bilge Kağan, kardeşi Kültigin ve
vezirleri Tonyukuk adına dikilmiş, üç tarafı Göktürkçe ve Göktürk alfabesiyle, bir tarafı Çince yazılı dikilitaş denebilecek türdeki anıtlardır.
Türklerin ilk yazılı metinleri olarak tarihteki yerlerini alan
bu taşların dikilişleri M.S. 720 ve sonrasıdır.Buradan varmaya çalıştığım nokta aslında çok açık ve net. Tüm bu çok temel bilgiler, basit mantıksal denklemler ışığında rahatça diyebilirim ki burada bir yerlerde bir terslik var. 38 harflik bir yazı sistemi,
çok karmaşık ve gelişmiş bir yazı sistemi demektir. Böyle bir yazı sistemini kurma kapasitesi de basitçe göçebe bir kavmin becerebileceği bir şey değildir ve bunu gerçekleştirebilmeleri de
sadece çok köklü bir devlet geleneğinin varlığıyla açıklanamaz.Bunun benim kanaatim, bir iddiam olmasına ve akademik olarak kanıtlayacak durumda olmama rağmen, kendimce oluşturduğum teori,
aslında Türklerin bir zamanlar – göçebe olmadan önce – yerleşik oldukları yönünde. Zaten “Kurultay” gibi bir organın olması, o bahsedilen çok gelişmiş ve köklü devlet geleneğinin varlığı da aslında buna hizmet eder niteliktedir.
Bu yazı sisteminin oluşumunu Çin’den etkilenmeye dayamak da pek doğru bir yaklaşım olmayacağını düşünüyorum. Bir kere yazıların karakterleri birbirine benzememektedir. Çince bildiğim kadarıyla ideogramlardan – yani bir sürü şekilden oluşur (5000’e yakınmış Wikipedia’ya bakarsak).
Eminim bilmediğim pek çok faktör de vardır. Ama bu kadar temelde daha en başında çelişkiler olması, ister istemez düşündürüyor beni… Bence çok ciddi bir biçimde de ele alınması gereken bir konudur. Eğer gerçekten de varsa böyle bir durum, yani daha önceleri yerleşikken sonradan bir nedenle terk ettikse şehirlerimizi, o zaman aslında mesela günümüzdeki gelişmiş
Avrupa’yı oluşturan halklardan çok daha önce yazı yazıyor, çiziyormuşuz demektir…