Cumartesi, Mart 17, 2007

Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar- 2

Okurken beğenip altını çizdiğim alıntıları yazmaya devam ediyorum. Aslında bu diziyle aynı adı taşıyan kitap, baştan aşağı, her bir satırı dahil olmak üzere felsefi bir hazine; sonradan dönüp okunsa yeni anlamlar çıkarılacak, gelişen düşüncelerle daha iyi anlaşılabilecek bir yapıt. Ben zamanında kendi aklımca neler seçmişim, neleri anladığımı düşünmüşüm, bakmaya devam edelim:

"Zihinsel bir uğraşı içermeyen boş zaman ölümdür ve diri diri gömülmektir"
- Seneca

"Aslında bizim pratik, gerçek yaşamımız, tutkular tarafından yönlendirilmediği sürece, can sıkıcı ve yavandır; onu tutkular yönlendirdiğinde ise, çok geçmeden acı vermeye başlar: Bu yüzden yalnızca, istençlerinin hizmeti için gereken ölçünün üstünde herhangi bir zeka fazlalığına sahip olanlar mutludurlar. Çünkü böylelikle, gerçek yaşamlarının yanı sıra, kendilerini sürekli olarak ve acısız ama yine de canlı bir biçimde meşgul eden ve eğlendiren, entelektüel bir yaşam sürdürürler. Böyle bir entelektüel yaşam, salt can sıkıntısına karşı değil, onun yıkıcı sonuçlarına karşı da korur. Yani kötü topluma ve insanın mutluluğunu bütünüyle gerçek dünyada aradığı zaman içine düştüğü çok sayıda tehlikeye, musibete, yitime ve savurganlığa karşı bir koruma duvarı oluşturur. Buna karşılık normal insan, yaşamından haz alması bakımından, kendi dışındaki şeylere, mala mülke, mevkiye, kadınlara ve çocuklara, arkadaşlara vb. muhtaçtır; yaşamının mutluluğu bunlara dayanır: Bu yüzden, onları yitirdiğinde ya da onların kendisini aldattığını düşündüğünde yıkılır."

"Fazla bilgelik olan yerde, fazla keder vardır."- Anonim ahit filozofları

"Kendilerinde yetenekli bir akıl ve doğru bir yargı hisseden, ama yüksek zihinsel yetenekleri bulunduğuna güvenemeyenlerin, herkesin bildiği verileri elinin altında tutan büyük insan yığınının dışında çıkmak ve yalnızca tüm bilgili çalışkanlıkla ulaşılabilecek en ücra noktalara varabilmek için, çok alıştırma yapmaktan ve çok çalışmaktan kaçınmamaları gerekir."

"Akıllı kişi, hazzı değil, acısızlığı hedefler"
- Aristoteles

"Bir insanın durumunu, mutluluğuna göre değerlendirmek isteniyorsa, onu hoşnut edenin değil, canını sıkanın ne olduğunu sormak gerekir: Çünkü bu ikincisi, kendi başına, ne denli azsa, insan da o denli mutludur; çünkü bu esneklik durumu, ayrıntılara karşı duyarlı olmayı da içerir; mutsuzken ayrıntıları duyumsayamayız bile."

"İnsan yaşamının mutluluğunu, yaşamın çok sayıda gerekliliği yüzünden, geniş bir temel üzerine inşa etmekten kaçınılmalıdır: Çünkü böyle geniş bir temel üzerinde durursa, çok sayıda kazaya olanak tanıyacağı için, kolaylıkla çökebilir ve bu kazalar da hiç eksik olmazlar. Bu yüzden büyük mutsuzluktan kaçınmanın en güvenli yolu, istemlerini, her türden olanağına oranla, olabildiğince düşük tutmaktır."

"Yaşam bilgeliğinin önemli bir noktası, biri diğerine zarar vermesin diye dikkatimizi biraz bugüne biraz da geleceğe yöneltişimiz arasındaki orantının doğruluğuna dayanır. Çoğu kimse, fazlasıyla bugünde yaşar, bunlar düşüncesizlerdir; bazıları da fazlasıyla gelecekte yaşarlar, bunlar da korkaklar ve endişelilerdir."


"Her türlü sınırlandırma mutlu eder. Görüş etkime ve dokunma ufuklarımız ne denli dar iseler, o denli mutluyuzdur: Ne denli geniş iseler, kendimizi o denli sıkıntılı ya da endişeli duyumsarız. Çünkü bu ufuklarla birlikte, sorunlar, arzular, ve korkular da büyür. Bu yüzden körler bile, bize a priori görünmesi gerektiği denli mutsuz değildirler: Yüz hatlarındaki yumuşak, neşeli dinginlik bunu kanıtlar."


"Mutluluk, yetinmeyi bilenlerindir"
- Aristoteles

"Yalnızlık tüm seçkin zihinlerin yazgısıdır: Zaman zaman bundan yakınacaklardır, ama her zaman kötünün iyisi diye bunu seçeceklerdir."


"Üç türlü aristokrasi vardır. 1. Doğuştan ve rütbeden gelen aristokrasi, 2. Para aristokrasisi 3. Zihinsel aristokrasi. Sonuncusu aslında en seçkin olanıdır, kendisine zaman tanındığında böyle olduğunu açıkça görülecektir. Büyük Frederik bile, bakanlar ve generaller, nazırlar masasında yemek yerlerken, Voltaire'in, hükümdarların ve prenslerinin oturduğu bir masada yer almasına alınganlık gösteren saray nazırına, 'Ayrıcalıklı kafalar, prenslerle aynı düzeydedirler' demişti."

"Sahip olmadığımız bir şeye bakarken, bizde hemen, 'Bu benim olsaydı nasıl olurdu?' düşüncesi doğard ve bu eksik şeyin eksikliğini duyumsatır. Bunun yerine daha sık, 'Bu bende olmasaydı nasıl olurdu?' diye sormalıyız; demek istiyorum ki, sahip olduğumuz şeylere ara sıra, onu yitirdikten sonra gözümüze nasıl görüneceğini düşünerek bakmaya çalışmalıyız; üstelik bu ne olursa olsun: Mülkiyet, sağlık, dostlar, sevgili, kadın, çocuk, at ve köpek; çünkü şeylerin değerini, ancak onları yitirdiğimizde anlarız"

Schopenhauer'in söylediklerine katılmamak elde değil, özellikle de insanın mutluluğu üzerine düşüncelerine. Schopenhauer'e göre, daimi mutluluk imkansızdır; ancak uzun süreli neşelilik durumu korunabilir. Algıları kısıtlı bireyler, bu kısıtlılık durumu oranında mutludurlar. Hiç görmemiş bir kör, sabahları güneş açmadığı için mutsuz olmayı bilemez; hiç aşık olmamış bir adam, sevdiğinden ayrılan bir adamın hissettiği kederi duyumsayamaz.

Schopenhauer'in Türkçe'ye Aşkın Metafiziği adıyla çevrilmiş bir kitabı daha var. Onda bu gerçekçi üslubun aşk, kadınlar ve cinsellik üzerine yerleştirildiğini göreceksiniz. Sevgilisinden ayrılan, intihar etmek isteyen arkadaşlara tavsiye ederim.


Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar son bir bölümden sonra sona erecek.

1 yorum:

z.y.t.h. dedi ki...

"Sahip olmadığımız bir şeye bakarken, bizde hemen, 'Bu benim olsaydı nasıl olurdu?' düşüncesi doğard ve bu eksik şeyin eksikliğini duyumsatır...çünkü şeylerin değerini, ancak onları yitirdiğimizde anlarız". Yaşama dair sosyal içeriği yüksek, isabetli bir yorum daha. Ekleyecek söz bırakmadı bende açıkçası...
Abi arada naaptın, sevgilisinden ayrılan adamı intihara sürüklemeyelim şimdi yav:))