Çarşamba, Mart 21, 2007

Küçük İnsanların Büyük Gölgelerinin Olduğu Ülkelerde Güneş Batmak Üzeredir

Bu tanıma aynen uyan bir ülke biliyorum. Uzaklarda aramama gerek de yok üstelik bu ülkeyi; yobazların, faşistlerin, ülkücülerin, aydınlık düşmanlarının, aydın katillerinin, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanların, ahlaken eğitilmeden zihnen eğitilip topluma salınanların gereğinden fazla uzamış gölgelerini görüyorum her gün, televizyonu her açışımda, gazeteyi her okuyuşumda. Küçük insanların söz sahibi olduklarını, el üstünde tutulduklarını, yönetici yapıldıklarını, bu ülkenin vatandaşlarını temsil ettiklerini görüyorum kıt akıllarıyla.

Üstelik, bu ülkede güneş son elli yıldır batıyor.

Peki demezler mi adama "Her ülke hak ettiği şekilde yönetilir" diye?

Derler tabii ya. Var mıdır acaba bir babayiğit bu sözün gerçekçiliğini inkar edebilecek? Her ülke, elbette hak ettiği şekilde yönetilir. Bunun yanında, demokrasiyi ve cumhuriyeti zihnen kaldıramayan insanların demokratik haklarını kullanarak; oy vererek, seçimlere katılarak cumhuriyeti ve demokrasiyi anayasadan kaldırma gayreti bir tür ironi, bir tür garip çelişki değildir de nedir?

Demokratik hakkını kullanarak, demokrasi aleyhine oy kullanmak. Bu bence, hem sevinilecek, hem de ağlanacak bir durumdur.

3 yorum:

z.y.t.h. dedi ki...

Çok güzel ve öz bir yazı olmuş. Katıldığım noktalar var, katılmadıklarım var. Ama, babayiğitliğimi:) konuşturup şu söz tümcesini biraz incelemek istiyorum: "Her ülke hak ettiği şekilde yönetilir"... Cidden her ülke hak ettiği şekilde mi yönetilir? Bence bu söz gereğinden fazla genelleme yapıyor ve "her" ülke için geçerli değil. Bu söz, sanırım demokratik bir hukuk devletini kastediyor. Dünyadaki her ülkede bildiğimiz anlamda "demokrasi" mevcut değil. Hatta, bunu bir adım öteye götürüp demokrasinin gerçek anlamda hiçbir ülkede mevcut olmadığını da ileri sürebiliriz. Bir örnek dünya üzerinde (ne dersek diyelim) en demokratik hukuk devletlerin biri olan ABD'nin CIA ile alakalı yasası: (http://en.wikipedia.org/wiki/Central_Intelligence_Agency_Act)
Her demokrasinin bir sorununun olduğu ve bana göre ülkelerin tam olarak hak ettikleri şekilde yönetilemediği dünyamızda, gelişmiş ülkeleri bi kenara bırakırsak, bazı Afrika ülkelerinde hukuk olsa da sadece sözde kaldığını biliyorsunuz.
Bunları söyledikten sonra, ülkelerin ana unsurunun vatandaşları olduğunu düşünelim. İç savaş yaşayan Afrika ülkelerinde yeni doğan, çocuk yaştaki insanları düşünelim. Yetişkinleri de düşünebiliriz. Onlar, cidden hak ettikleri gibi mi yönetiliyor? Tabii, ben kendi ülkemizle bunları karşılaştırmıyorum, yanlış anlaşılmasın. Sadece yorumumun başındaki söze karşıt görüşlerimi dile getiriyorum.
Peki bir de ülkemize bakalım. Cidden hakettiğimiz şekilde mi yönetiliyoruz? Bence bu da tam olarak doğru değil. Devletimizin yönetim organları yasama, yürütme ve yargı. Bunlardan yasamda görev alacakları biz seçiyoruz. Yürütme, yasamaya bağlı dersek, yargımız bağımsız. Bu durumda, yargıya doğrudan etkimiz yok, dolaylı olarak etkimiz de fazla değil. Ayrıca ihtilalleri de hesaba katalım. Bir de tabii ki şu anki meclisi düşünelim. Cidden hak ettiğimiz bir meclis mi? Oyların yüzde otuzunu almış bir partinin (yani halkın yaklaşık 3te birinin) ülkenin yönetimini tek başına üstlenmesini hak ediyor muyuz? Yasalara bağlı olarak bunun gerçekleştiğini savunup ve yasaları koyanların da gene bizim seçtiğimiz meclis olduğunu söyleyebilirsiniz. Fakat bu noktada bir şeye daha dikkat çekmek gerekiyor: Ben, bu meclisi seçmedim ve daha önce hiçbir seçimde oy kullanmadım. Bu durumda, ben de yönetilenlerden biri olduğuma ve bu ülkede olduğuma göre, hak ettiğim gibi mi yönetiliyorum? Ama buna da itiraz edilebilir tabii. Denebilir ki biz "ülke" dedik, sen ülkeyi temsil etmiyorsun ki ülkenin bir tane vatandaşısın. Ülke derken, çoğunluğu kastediyoruz ya da ortalama insanı kastediyoruz. Bu durumda şunu soracağım: Şu anda hala şeriat hukukuna göre yönetilseydik ülkemizdeki insanlar bunu hak edecek miydi? Ülkemizdeki insanlar derken şu anda yaşayan ve TC vatandaşlığı bulunan insanları kastediyorum.
Sonuç olarak, her ülkenin yönetim şeklindeki en önemli etkenlerden biri o ülkenin tarihidir. "Her ülke, hak ettiği şekilde yönetilir" sözü tarihsel bağlamdan yoksundur bana göre.
Yeni yazı mı atsaydım yav, uzun oldu bayağı:)

Adsız dedi ki...

Aslında o sözden kastım, bir ülkenin vatandaşlarının yönetim biçimlerine doğrudan müdahele etmesi, gerekirse değiştirecek gücü kendinde görmesiydi. İhtilal biçiminde olsun demokratik yollarla olsun. Her ülke tabi ki hak ettiği şekilde yönetiliyor bence. Türkiye şu an gördüğümüz şekilde yönetiliyor, çünkü o 1/3lük insanlara karşı gücünü birleştirip karşı koyamayan bir kesim var. Amerika'da CIA diye bir örgüt var çünkü halk CIA'i gerekli görüyor ve görüşünü CIA lehine belirtiyor. Orda yönetimde Bush var çünkü halk onu özgür iradesiyle seçiyor ve savaşı destekleyenlerin sayısı hala barışçılardan daha fazla. Her şey sonuçta vatandaşların yapacaklarına ve yapmayacaklarına bağlı bence. Irak'ta Saddam diktatörlük yapabiliyordu çünkü halk sinmişti, kimsenin karşı koyacak cesareti yoktu. Ama belki de yumurta kapıya dayanmıştı, bunu bilemeyiz.

Fransız İhtilali bence bir ülkenin vatandaşlarının o ülkede tek söz sahibi olduğunu yeterince iyi gösteriyor. Aynı şey, örgütlenmiş bir halkın padişaha ve saltanata karşı bizzat bizim Kurtuluş Savaşı'mızda ayakta durabilmesinde ve onu yenebilmesinde de görülüyor. Bu durumu çoğaltmak mümkün, nereye bakarsan bak, halklar istediği şekilde yönetiliyorlar.

z.y.t.h. dedi ki...

abi yaklaşımın bence biraz yüzeysel olmuş açıkçası (ki "her ülke hak ettiği şekilde yönetilir" lafını da yüzeysel bulduğumu söyleyebilirim).. şüpheciliğimi konuşturup şu sorularıma cevap bekliyorum:

1) "bir ülkenin vatandaşlarının yönetim biçimlerine doğrudan müdahele etmesi, gerekirse değiştirecek gücü kendinde görmesiydi"... Bu, çok kolay bir iş mi sence? Gerekirse değiştirecek gücü kendinde görmesi için vatandaşların belli bir bilgi ve güç kapasitesine sahip olması gerekmiyor mu?

2) "Amerika'da CIA diye bir örgüt var çünkü halk CIA'i gerekli görüyor ve görüşünü CIA lehine belirtiyor"... Bundan emin misin? Yani elinde bunu gösteren bilgiler, analizler var mı? Ya da şöyle sorayım: Farzedelim ki oldu da bir oylama yapıldı. Halkın yüzde kaçı CIA'in yasal yetkilerini bayağı bir artıran yasanın lehinde oy verebilir? (Olay CIA lehine görüş bildirmekle sınırlı değil, yasaya CIA'ye önemli yetki veren bir madde girmesi). Bush konusunda sana katılıyorum, sonuçta görece az bir farkla da olsa çoğunluk onu destekledi son seçimlerde ve elimizdeki en somut bilgi de bu...

3) "Fransız İhtilali bence bir ülkenin vatandaşlarının o ülkede tek söz sahibi olduğunu yeterince iyi gösteriyor"... Lütfen Fransız İhtilali'nde güçlü burjuva sınıfının çok büyük etkisini yadırgamayalım. Tarihsel etkilere dayanarak güçlenen burjuva olmasaydı, böyle bir ihtilalin gerçekleşmesi mümkün müydü sence? Yani, Fransızlar "hak ettikleri" gibi bir ihtilal yapabilecek miydi? Başka bir soru daha: Fransız kadınlarının da ihtilal de oynadıkların roller vardır. Peki bunlar ne zaman tam olarak istedikleri hakları elde etmişlerdi? 1900'lerde olması lazım... Yani Fransız kadınları 100 seneden fazla süre "hak ettikleri" gibi mi yaşadılar?

4) Ayrıca gene Afrika ülkelerine dönmek istiyorum. Çoğu Afrika ülkesi "hak ettiği" gibi mi yönetiliyor sence? Birçok Afrika ülkesinde çok iyi bir eğitimden geçen gençlerin, vatandaşların yetiştiği söylenebilir mi? Eğitimsiz, iyi yetişmeyen, "hak ettiği" eğitimi almayan ülkelerdeki vatandaşlar nasıl "hak ettikleri" gibi yönetilebilir?

Ülkelerin yönetilme olayı tarihsel bağlamdan uzak, yüzeysel yaklaşımlarla değerlendirilemez bence. Ayrıca ülkelerin yönetilme şeklinde güç unsurunu hiçbir zaman unutmamak lazım. "Güç" derken, o ülkedenin içindeki ve dışındaki güç sahiplerinden bahsediyorum. Neyse ki demokrasi gücün bir kısmını halka veriyor ama hepsini değil!(halkın ne kadar güçlü olduğu da tartışılır).
Başka bir açıdan bu olaya bakalım bir de. Tüme gelim yapayım... İnsanların hayatları, doğdukları yere, doğdukları zamana ve ailelerine bağlı olarak şekillenir. Bu üç etken üzerinde insanın bir kontrolü yoktur değil mi?(en azından bilim böyle bir kontrol olduğunu söylemiyor şimdilik bize).. Afganistan'da yoksulluk çeken bir aileye doğan bir çocuğun hayatı, Türkiye'de zengin bir aileye doğan bir çocuğun hayatından farklı olacaktır, değil mi? Bunların eğitimlerinin kalitesi ve dünya görüşleri de farklı olacaktır, değil mi? Bunların ülkelerinin yönetimi etkileme gücü ve "hak ettikleri" gibi yönetilmeleri konusunda ne düşünüyorsun?

Sonuç olarak, "Her ülke hak ettiği şekilde yönetilir" sözünün doğrulanması için o ülkede 'uygun hava şartlarını' sağlanması gerekiyor. Bu uygun ortamda birçok etkene bağlıdır. Bu etkenler arasında, bana göre, en önemlisi belki de eğitimdir (doğru ve çağdaş eğitim tabii ki de). Diğer önemli etkenlerden biri de gücün halka eşit şekilde dağıtılması ya da doğru kişilerde olmasıdır. Başka birçok etken de sıralanabilir. Saygılar efenim...