Cuma, Nisan 20, 2007

Bilgisayar Oyunculuğu ve Piyasadaki Gelişmeler Üzerine

1997 kışında babam tarafından tedarik edilen ve tümüyle bana ait ilk PC'nin yanında iki oyun gelmişti, çok iyi hatırlıyorum: Fifa 98 ve Civilization 2. Bundan önce SNES ve Amstrad 64 gibi oyun sistemlerinde Mario, Tank, Barbarian (kafa kesme hareketi vardı) gibi müthiş oyunlarla haşır neşir olsam da, bilgisayar hemen fark edeceğim üzere --ettim de-- çok farklı bir oyun deneyimi sunuyordu. Bir kere mouse'un müthiş bir çekiciliği vardı. Fifa 98'in klavyeyle oynanışındaki kolaylığa, software mode'da çalışan grafiklerine ve tabii ki spikerlerine aşık olmak zor değildi, ancak aynı durum Civilization 2 için geçerli değildi. Şimdi düşününce anlıyorum ki 11 yaşında, değil İngilizce'yi bilmek, Türkçe'ye tam hakim olmayan bir çocuğun Civilization 2 gibi zamanının en karmaşık ve detaylı sıra tabanlı stratejisini bilgisayarına kurması akıllara zarar bir girişimdi. Bu girişimimden sonra intihar etmeyeyi veya bilgisayardan ve oyunlarından tümüyle soğumamayı başarmış olduğum için kendimi 10 yıl geç kalmış olsam da kutluyorum.

Nerde kalmıştık? Evet, Fifa 98 güzel bir oyundu; arkadaşımın evine gider veya arkadaşım bize gelir, bütün gün bilgisayara karşı ve elbette birbirimize karşı çılgınlar gibi oynardık (yalnız bir taraf mousela oynamak zorunda kaldığı için genelde yenilirdi). Bütün bunların hepsi iyiydi, güzeldi de sanki bilgisayarın asıl olayına hala girememiştim, sanki SNES'te futbol oynuyorum gibi hissediyordum hala. Bilgisayar oyunları elbette bundan ibaret olamazdı.

Bilgisayarı diğer bütün konsollardan ayıran en önemli 2 türü işte bu tedirginlik ve şüphecilik (Sturm und Drang) dönemlerimde buldum: RTS ve FPS.

Age of Empires 1'in, bilgisayarıma kurduğum--Civ 2 faciasından sonra belki de biraz çekinerek ne bileyim-- ilk gerçek zamanlı strateji olduğunu hatırlıyorum, sene 1998 falandı. İngilizce'yle aram hala çok iyi olmamakla birlikte, oyunu genel hatlarıyla idrak edebiliyor ve settlers'imin üzerine tıkladığımda dedikleri şeyleri anlamaya çalışıp sevindirik olabiliyordum. Bu oyun benim strateji oyunları denilen bir türün varlığından haberdar olmamı sağlamakla birlikte, Microsoft'un bilgisayar oyunları piyasasına girişini ve bir daha çıkmayışını da garantilemiş oldu.

Daha sonra bir gün Quake 2'yi gördüm, tam yanında da CD kutusunda Unreal yazan bir oyun duruyordu. Bu ikilemde tamamen tesadüfen Quake 2'yi satın aldım ve FPS oyunlarıyla, zamanının en iyi oyunu olan --daha sonra anlayacağım-- Unreal'ı ıskalayarak, tanışmış oldum. Quake 2 hem mouse hem de klavye kullanarak oynadığım, bunun ötesinde beni korkunç yaratıklarıyla ve karanlık atmosferiyle korkutan ilk bilgisayar oyunu olmuştu. Bu oyunla ilgili dikkatimi çeken diğer bir şeyse, 3DFX diye bende olmadığına emin olduğum bir özelliğe(!) destek veren ilk oyunlardan olmasıydı.

Quake 2, upgrade kavramını PC'ye getiren ilk oyun olma özelliğini de taşımaktaydı. O sıralar herkeste S3 adlı firmanın 4MB'lik berbat grafik kartları vardı. Bu 3DFX şeysine --yazar daha sonra bunun bir 3D grafik hızlandırıcı kart olduğunu ve üreten firmanın adının efsanevi 3DFX olduğunu öğrendi--sahip olanlara ise gıptayla bakılırdı. Quake 2'yi bu tip bir kartla oynayanlar grafik kalitesindeki çok büyük farkı görmüşlerdi, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Bu tarihe kadar, hemen hemen her türlü oyun türünü oynamış olmama rağmen beni gerçekten etkileyen ve benim için bilgisayar oyunlarındaki çıtayı en üste çeken ilk oyun Half Life olmuştur. Piyasaya çıkışı daha önce olsa da benim onu fark etmem 2000'de, 16MB'lik ilk 3DFx Voodoo kartıma sahip olmamla birlikte oldu. O sıralarda Nvidia adlı şimdinin en büyük grafik kartı üreticisi firma, TNT adlı kendi ekran kartlarını piyasaya sürmemiş, 3DFX'in Voodoo liderliğine bir son vermemişti. Bu Voodoo'lar günümüzdeki ekran kartları gibi birer Graphics Processing Unit(GPU) olmadıkları için, hali hazırdaki ekran kartlarının yanına takılırlar ve Glide API'ını destekleyen oyunları 3D olarak hızlandırırlardı. Burada zamanı için mucizevi, şimdi için oldukça ilkel bir sistemden bahsetmek mümkün.

İlk Half Life'ın modifiyeli bir Quake 1 oyun motoru üzerine kurulmuş olmasına rağmen, Quake 2'den her açıdan üstün oluşu ve FPS'lerdeki önüne geleni vur öldür klişesini esrarengiz bir hikayeyle ve ustaca hazırlanmış bölümleriyle kırmış olması, ona yapılmış en iyi bilgisayar oyunu statüsünü vermiştir. 50'den fazla kurum tarafından yılın en iyi oyunu seçilmiş, PC Gamer bu oyuna yapılmış en iyi oyun ünvanını vermekte mahsur görmemiştir. Zamanında beni de çok etkileyen bu oyundan sonra bilgisayar oyunculuğu çok büyük bir ivme kazanmış, özellikle grafik ve yapay zeka (AI) konusunda kendini--en çok da hardwaredeki feci gelişmeler dolayısıyla (bkz. Moore Yasası )-- geliştirmek durumunda olmuştur.

1990'lara kadar 1-2 programcı ve belki bir iki grafik sanatçısından oluşan oyun yapımı ekipleri, günümüzde 100+ kişilik dev kadrolara dönüşmüşlerdir. Gelişen hardware, yani CPU, GPU ve ses teknolojileri ve oyunların yazılımsal (Fizik, AI, Scripting, Olay Tetikleyiciler) olarak giderek daha komplike hale gelmesiyle birlikte oyun yapımcılığında uzmanlık isteyen alt bölümlere gereksinim duyulmuş, artık tek bir kişinin hem programcı hem sesçi hem de doku sanatçısı olarak disiplinlerarası çalıştığı günler çok geride kalmıştır. Örnek olarak 2004'de piyasaya sürülen Doom 3'ün 1 milyon+ satır kod içeriğiyle orta düzeyli bir işletim sistemi kadar kod ihtiva ettiğini biliyoruz.

CPU'larda transistör sayısı/milimetre kare oranının sınırına gelindiği günümüzde, oyunlar da çift ve dört çekirdekli işlemcilerin nimetlerinden faydalanmaya başlamıştır. İçerdekileri gerçek zamanlı gölgelendirme, gerçek zamanlı aydınlatma, gerçek zamanlı fizik hesaplamaları vb. sebeplerle saniyede milyarlar mertebesinde aritmetik işlem gerektiren günümüz oyunlarında, performans sorununun üstesinden CPU'lardaki çekirdeklerin bir kısmının tümüyle fizik, yapay zeka gibi CPU intensif hesaplamalara ayrılmasıyla gelinmektedir.

Oyunlarda bir kaç yıl içinde, tabi donanımın ve soğutma teknolojilerinin de gelişmesiyle photo realism denilen seviyeye gelineceğini öngörmek zor değil. Half Life 3 ün de böyle bir zamanda çıkacağı kesinleşmişken, benim gibi oyuncuları güzel günler bekliyor. Oyunlar elbette sadece grafiksel olarak değil, oynanış olarak da bir takım yeniliklerle gelmek zorundalar artık.




2 yorum:

z.y.t.h. dedi ki...

İlk bilgisayarımı 1998'de almıştım ben de.. Fifa 98'de, defanstan ileri top çıkarma taktiğiyle, Brezilya'yı Türkiye'yle hem de "world class"ta 10-0 yendiğim günleri hatırlıyorum:)
"3DFX şeysine --yazar daha sonra bunun bir 3D grafik hızlandırıcı kart olduğunu ve üreten firmanın adının efsanevi 3DFX olduğunu öğrendi-" :)))
Age of 1 ve daha sonra half life... half life'ı 3dfx voodoo'yla oynamak cidden çok büyük keyifti bir zamanlar.. Bayağı bir zamandır -en az 5 sene-, PES dışında (o da çok ender), bilgisayar oyunu oynamadığımı söylemem gerekiyor.. Bir ara doom 3'e özendim (çıkana kadar bir yıl boyunca haberlerini duydum), ama bilgisayarı yenileyemedim, kapasite yetmeyecekti, vazgeçtim:)
Arada CPU'larda transistör sayısı/milimetre kare oranı (PC'lerdeki) şu an en çok neye tekabül ediyor, bir bilgin var mı?

Dipnot: Abi Crysis ne zaman çıkıyor? Bilgisayar oyunları damarıma dokundun şimdi, yapma böyle şeyler, yüz tane projem var şu 1.5 ayda..

Adsız dedi ki...

Pentium 4lerde 125 milyon transistör olduğunu sanıyorum.

En son elde edilen frekans da 4Ghz, bunun ötesine geçilemiyor. O yüzden çok çekirdek olayına girildi son bir iki yılda.

Crysis 2007 içinde çıkacak deniyor. Feci bi bilgisayar gerektirecek, yeni nesil DirectX 10 ekran kartlarını, 4 çekirdekli CPUları falan destekleyecek :) kısaca bize uzak gibi uzun bi süre :)

Abi bilgisayarı yenilemek lazım artık bu yaz, seni bilmem.:)