Perşembe, Nisan 05, 2007

Büyük Şefe Öğütler

“Büyük Şef bize rahatça yaşayabileceğimiz bir yer ayırdığını söylemiş. O bizim babamız ve biz de onun çocukları olacakmışız!... Öyleyse, topraklarımızı alma önerinizi düşüneceğiz. Ama, bu kolay olmayacak. Çünkü bu toprak bizim için önemlidir. Onlar bizim atalarımızın kanıdır. Eğer toprağı size satarsak, onun kutsal olduğunu hatırlatınız ve bunu çocuklarınıza da öğretiniz. Göllerin berrak sularındaki yansıma, halkımızın yaşamından olaylar ve anılar anlatır. Suyun mırıltısı, babalarımızın babalarının sesidir. Nehirler ise bizim erkek kardeşlerimizdir. Susuzluğumuzu giderirler, kanolarımızı taşırlar ve çocuklarımızı beslerler.

Eğer toprağımızı size satarsak, hiçbir zaman unutmayın ve çocuklarınıza öğretin ki, nehirler bizim olduğu kadar sizin de kardeşlerinizdir. Bu nedenle herhangi bir kardeşinize gösterdiğiniz saygıyı nehirlere de göstermelisiniz.

Kızılderili, her zaman ilerleyen beyaz adamın önünde geri çekilmiştir. Tıpkı dağlardaki sisin sabah güneşi, önünde kaçması gibi. Ama, babalarımızın külleri kutsaldır. Mezarları kutsal topraklardır. Bu tepeler, bu ağaçlar, dünyanın bu parçası bize sunulmuştur. Beyaz adamın bizim yollarımızı anlamadığını biliyoruz. Beyaz adam için, toprağın bir parçası, diğer parçası ile aynıdır. O sadece geceleri bir hırsız gibi gelip, topraktan ihtiyacı olanı alıp giden bir yabancıdır. Aldıklarının kendinden parça olduğunun bilincinde değildir. Dünya onun anası değildir. Onu yendikçe ilerlemeye devam eder ve yolunda giderken babalarının mezarını geride bırakır. Buna da hiç aldırmaz. Babalarının mezarları, çocuklarının bu dünyadaki hakları unutulmuştur. Beyaz adam, annesi dünyaya ve kardeşi gökyüzüne, sanki satın alınabilen veya yağma edilebilen bir mal gibi, koyunlara ve parlak boncuklara davrandığı gibi davranır. Onun iştahı ve hırsı bir gün dünyayı yiyip bitirecek ve geriye sadece çorak bir çöl bırakacaktır.

Biliyorum, bizim yollarımız sizinkilerden farklı. Sizin kentlerinizin gürültüsü bile Kızılderili’nin gözlerine acı verir. Beyaz adamın kentlerinde sakin bir yer yoktur. Orada, bahar gelince, yaprakların açılışını veya böceklerin kanat seslerini dinleyecek yer bulunmaz. Ama bu belki de benim vahşi olduğumdan ve anlamadığımdandır. Çünkü, tıkırtı bizim kulaklarımıza bir hararet gibi gelir. İnsan eğer bir kuşun yalnız başına ağlayışını veya su birikintisi etrafında tartışan kurbağaların seslerini dinlemezse, yaşamın ne anlamı kalır? Ben Kızılderili’yim... Bunlardan başkasını anlayamam. Bir Kızılderili, su birikintisi üzerine vuran rüzgarın sesini, yağmurun temizliğini çam kokulu rüzgarı her şeye yeğler.

Hayvanlar, ağaçlar, insanlar, hepsi aynı nefesi, aynı havayı paylaşır. Hava Kızılderililer için çok kutsaldır. Aldığı nefes, beyaz adamın dikkatini çekmiyor gibi. Beyaz adam öleli uzun günler olmuş ve kötü kokuyla uyuşmuş gibidir. Ama eğer size toprağımızı satabilirsek, havanın bizim için çok değerli olduğunu hatırlamalısınız. Unutmamalısınız ki, hava sağladığı tüm yaşamla aynı ruhu taşır. Büyük babamıza ilk nefesi veren rüzgar, onun son soluğunu da kabul etmiştir ve aynı rüzgar çocuklarımıza yaşam ruhu verir. Eğer size toprağımızı satarsak, çayırlardaki çiçeklerden tat alan rüzgarı koklamayı öğrenmelisiniz, onu korumalısınız ve kutsal tutmalısınız. Bu kokuya Beyaz adamın bile gereksinmesi vardır.

Toprağımızı alma önerinizi düşüneceğiz. Eğer kabul etmeye karar verirsek, bir koşulumuz olacak: Beyaz adam bu toprağın hayvanlarına kardeşleri gibi davranacak...


(devam edecek)...

1 yorum:

z.y.t.h. dedi ki...

"annesi dünyaya ve kardeşi gökyüzüne".. Dünyayı, toprağı annen; gökyüzünü de kardeşin olarak kabul etmek... Çok hoş bir düşünce:)