Perşembe, Mart 01, 2007

Sansür Zihniyeti (RTÜK örneği)

Geçen günlerde, çok büyük ihtimalle biliyorsunuzdur, Kurtlar Vadisi Terör adlı dizi, dolaylı olarak, sansüre uğradı. Yazım, bu dizinin sansürlenmesi olayını, bugünlerde gündemde yer aldığı için, çarpıcı bir örnek olarak kullanıp sansür zihniyetini açıklamaya çalışmakla ilgili olacak. Diziyi övmek ya da yermek gibi bir amacım yoktur. Kurtlar Vadisi dizisiyle pek alakası olmayan biri olarak belki son bölümlerinden bazılarını izlemişimdir. Yalnız, belirtmek gerekirse, e-postalarımız dizinin yasaklanmasıyla ilgili mesajlarla dolduktan sonra şahsen yeni dizinin ilk bölümünü özellikle izledim.

Siyahla beyaz karşıt renklerdir di mi? Sansür zihniyetinin siyahı temsil ettiğini düşünelim. Tam karşıtı olan beyaz da (herkes için) koşulsuz özgürlük oluyor. Genelde insanlar, bu iki rengin sembolize ettiği durumları otomatik olarak tamamen kötü (siyah) ya da tamamen iyi (beyaz) olarak kategorize ederler. Şahsi kanaatime göre ise bir olay (ya da fikir) ne tamamen kötü, ne de tamamen iyi olabilir. Sansür zihniyeti ya da koşulsuz özgürlük de aynı şekilde tamamen kötü ya da iyi olarak değerlendirilemez. Peki hangisi daha iyidir? Bence gri en iyisidir. İki rengin arasındadır. Siyah ya da beyazı seçmek nispeten çok daha kolaydır. Ustalık isteyen ve asıl önemli olan grinin tonunu belirlemekten geçer. Bu da zamana ve mekana (ve tabii ki) zihniyete bağlı olarak belirlenir.

Örneğimize gelelim şimdi. Kurtlar Vadisi Terör dizisi yayından kaldırıldı. Tartışmalar ve e-postalar dizi yayınlanmadan birkaç hafta önce başladı ve şiddeti çok azalmış olsa da devam ediyor diyebiliriz. Bu konuyla ilgili RTÜK başkanıyla bir röportaj var. Argümanlarımı bu röportajdan yola çıkarak sunacağım.

Dizi yayından kaldırıldı. Neden peki? En önemli neden, bana göre, dizinin yayından kaldırılmasını isteyen ve sürü psikolojisiyle telefonlarına sarılıp RTÜK'ü arayan insanlar olmuştur herhalde. Gerçi, dizi yayından kaldırıldıktan sonra da bu sefer bunu protesto eden (sayıları diğerleri kadar fazla değil ama gene de fazla diyorlar) çok sayıda telefon almış RTÜK.
Konuyu başkanımıza soruyoruz: "Kurtlar Vadisi", 2004 ve 2005 yılına damgasını vuran bir dizi oldu. Bizden önceki yönetim de bazı müeyyideler uygulamış. Sinema filmi yapıldı, "Kurtlar Vadisi Irak" diye. O film televizyonda yayımlanırken RTÜK olarak içerikte gördüğümüz bir ihlalden dolayı yasanın 4. maddesine göre bir müeyyide uyguladık. Dizi yeniden çekilirken Show TV yöneticilerini bu ihlaller konusunda uyardık. Onlarda görüştüler kendi aralarında ve ilk bölümden sonra kaldırdılar. Kurtlar Vadisi dizisinin, özellikle lise, ortaokul (ve hatta ilkokul) çocukları üzerinde olumsuz bir etki yarattığı bir gerçek. Oradaki karakterler özenip arkadaşlarını bıçaklayanlar var. Yalnız, dizinin yayından kaldırılmasının nedeni sorulduğunda verilen cevap "önceki dizi ve film şiddete özendiriyordu, bu dizi de özendirir diye uyardık, kaldırdılar" gibi bir şey olmuş. Olabilir, uyarı uygun ve yerindedir tabii. Ama uyarmak farklı, kaldırmak farklı. Kaldırılan dizi de farklı bir dizi. Bu diziyi neden kaldırdınız? Önceki dizi ve filme bakıp da yaptınız bu işi, yoksa ilk bölümü izlediniz mi? Tamamı izleniyor. Bunlar sürekli, günlük olarak uzmanlarımızca takip ediliyor . Bize rapor geliyor. Ama, izlerken (ya da dolaylı yayından kaldırırken) ön yargıyla dolup taşmadıkları konusunda biraz şüpheliyim. Neyse, devam edelim.
Fakat bunu aşan bir kamuoyu tepkisi geldi. RTÜK tarihinde hiç olmadığı kadar, yayımlanmamış bir diziyle ilgili tepki ulaştı on binlerin üzerinde. Burada yayınlanmamış sözcüğüne dikkat çekmek istiyorum. Daha yayınlanmamış bir dizi hakkında insanların bu kadar peşin hükümlü olmasını cidden yadırgıyorum. Dizinin ilk bölümü bir yayınlansın, ondan sonra kaldırın deyin. Ya da yayınlanmadan önce uyarı mahiyetinde telefon açalım. Ama daha yayınlanmadan kaldırılsın demek neden? Anlayamıyorum.
Bir de, bu arada, başka bir diziyle karşılaştırma yapalım. Şu anda başka bir kanalda gösterilen Sağır Oda adlı gene derin mevzularla alakalı bir dizi var. Bu diziyi takip etmeye çalıştığımı ve çoğu bölümünü izlediğimi söyleyebilirim. Kurtlar Vadisi Terör dizisinin ilk bölümünü izlediğimde bu diziyle kıyasladım ve şiddet ve "racon" açısından çok fark olmadığını gördüm. Hatta Sağır Oda'nın daha şiddetli bir dizi olduğunu söyleyebilirim, ama yayından kaldırılmış falan değil. Çok şikayet aldığını da zannetmiyorum. O zaman diğer dizinin yayından kaldırılmasının çok mantıklı bir nedeni var mı? Bu soruya röportajda ya da RTÜK'ün sitesinde cevap bulamadım. Asıl neden edilen telefonlar sanırım. Bu telefonların çoğu da daha dizi yayınlanmadan edilmiş.

Gazetelerdeki gibi televizyonlarda da "izleyici temsilciliği" oluşturmak ve RTÜK'ün denetimini olabildiğince aza indirip bir iç denetim getirmeye çalışırken bu tartışmalar oluyor. Madem özgürlükleri savunuyoruz, Batı demokrasilerinde ve Türkiye'de yazı basında olduğu gibi televizyonlarda da belli sorumluluk mekanizmaları oluşturmak zorundayız.
Çok doğru, katılıyorum. Cidden güzel düşünceler, uygulamaya geçirilmeliler. Ama, uygulama olmazsa lafta kalırlar.

Biz iyi niyetle bunu yapmaya çalışırken "Kurtlar Vadisi Terör" nedeniyle sansürcülükle suçlanıyoruz. Bu çok ağırıma gidiyor.
Peki o zaman söze değil icraata baktığımız için, sansür mü değil mi irdeleyelim bu olayı. Direkt bir sansür cidden söz konusu değil. Yalnız, şöyle bir durum söz konusu:
RTÜK yasasının 4. maddesi bu konudaki ihlalleri önleyici hükümler içeriyor.
Şu anki ceza sistemimizde ekran karartma yok uyarma var. Ardından program durdurma, para cezası, ağırlaştırılmış para cezası. RTÜK yasasının 4. maddesi çok ağır bir müeyyide getiriyor. Toplumu şiddete, teröre, etnik ayrımcılığa sevk eden yayınlar hakkında. Bunun cezası savunmasız 1 ay yayını durdurmadır. İkinci ihlalde lisansın iptali söz konusu.
Kurtlar Vadisi'nin yayımlayan kanal bunda ısrar etse 1 ay ceza alacaktı, öyle mi?
- Evet. 4. maddeye giriyor.

Bombalar devam ediyor: Sanal olaylar gerçekmiş gibi insanlara sunuluyor. Özgürlükler doğru kullanılamadığı zaman bütün toplumun özgürlüklerini kısıtlayan, olumsuz etkileyen birtakım "illegal" yapılaşmaların önü açılmış oluyor. Sanal olayların gerçekmiş gibi insanlara sunulması sinemanın, filmlerin olayı değil mi zaten? Yani, bu nasıl bir savunmadır, anlam veremiyorum.

"Kurtlar Vadisi Terör"e gelince, Güneydoğu'daki terör bizim kanayan yaramız. 1984'ten bu yana 30 bin insanımızı kaybettik. Şehit anaları var, gazilerimiz var, terörden mağdur olan binlerce köyü boşaltılan insan var.
Şimdi bu hassas konu bir de devletimizin en egemen, en güçlü unsurlarının da doğrudan ilgilendiği bir konu. Evet, çok doğru. Bu durumda hassas olan hiç bir konuyu konuşmayalım, filmini de çekmeyelim, çekersek de yayınlamayalım. Sonuç ne olacak bekleyip görelim. Bir dakika... Bunu daha önce yapmamış mıydık zaten? Sonuçları ne olmuştu peki? Biraz abarttım sanırım. Kurtlar Vadisi Terör tarzında konuşmayalım demek istiyor olabilir. Bu durumda, tartışmanın tabiatına bakmak gerekiyor. Tartışma, karşıt görüşlü insanların birbirlerini ikna etmek, kendi doğruluğunu karşısındakine kabul ettirmek ya da en azından fikirlerini dile getirmek için yaptıkları sözlü ya da yazılı bir olaydır. İyi sonuçlar alacağımız bir tartışma, sevmediğimiz insanların ya da fikirlerin duyulmasını engelleyerek değil, onları duyduktan sonra söylediklerine cevap vererek yapılır benim bildiğim. Yani, bir tartışmada özellikle farklı görüşler duyulup dinlenirse en iyi sonuca ulaşma olasılığımız o kadar artar.
Bu görüşler arasından birini seçebilir ya da görüşlerden bir sentez oluşturabiliriz. En iyi sonuç, göreceli bir kavram. Hiçbir zaman en iyi sonuç yoktur, zaman ilerledikçe ve değişim görüldükçe daha iyisi bulunur, zaten ilerleme de böyle sağlanır diyebiliriz. Benim en iyi sonuç derken asıl kastettiğim ise o zaman ve ortama uygun olan en iyi sonuç.

Bu sefer, Başkanın katıldığım sözlerinden birkaçı:
Önce denetimle ilgili birkaç hatırlatma yapayım. RTÜK benzeri denetleme kuruluşları dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde var. Hiç kimse, "Özgür basın var" diye kontrolsüz bir medya ortamı oluşmasına neden olabilecek başıbozukluğa izin vermiyor.
Yaptığımız denetimin temelinde Avrupa sınır ötesi yayım sözleşmesinin A'dan Z'ye bütün maddeleri var. Denetimlerde biz de aynı şeyi dikkate alıyoruz ve ona uyuyoruz.
Düşünce güzel de uygulamada bunu göstermezseniz bir anlamı yok, değil mi?

Yukarıdaki amacım RTÜK Başkanını eleştirmek değildi. Başkan, sansür zihniyetini göstermek açısından sadece bir araçtı. Diziye yapılan dolaylı sansürü savunurken kullandığı savların ne kadar ön yargılı ve anlamsız olduğunu göstermek istedim. Yalnız, Kurtlar Vadisi'nin seyircilerin bir kısmı üzerinde yanlış etki yaptığı da doğruydu. Bir problem vardı. Kurtlar Vadisi Terör dizisinin ilk bölümünde aynı problem bence söz konusu olmasa da gelecek bölümlerde böyle bir şey gerçekleşebilirdi. Peki o zaman önlem olarak ne yapılabilirdi? Uyarı zaten yapılmış, yapılıyormuş. Sansür mü? Hayır. Benim aklıma gelen caydırıcı önlemlerden bazıları yaş sınırı koymak (pek etkili değil ama ilk adım olarak iyidir, gerisinin gelmesi lazım), geç bir saate almak, reklam alma konusunda zorluklar çıkarma (reklam verenler derneğiyle irtibat kurarak)... Bunlar, çok verimli önlemler değil, biliyorum. Ama hiç olmazsa işin kolayına kaçıp sansür baskısı (ya da dolaylı sansür) yapmak gibi bir seçenek önermiyorum. Grinin siyahtan ayırt edilemeyecek bir tonunu seçmiyorum.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Kurtlar Vadisi'nden ölesiye tiksinsem de, yayından kaldırılmasına sevinsem de, sansür yemesi elbette ilerde bizim başımızı da yakacaktır. Çünkü buna sansür uygulayan zihniyet, yarın başka bir konuda başka bir diziye sansür uygular. Bu zihniyet Digiturk gibi para ödenerek izlenen bir kuruluşun filmlerine bile karıştıktan sonra...

z.y.t.h. dedi ki...

Ne kadar sevsek de sevmesek de bir dizinin sansüre uğraması doğru bir şey değil.. şahsen ben nefret etmiyordum, hastası da değildim; bazen izlediğim bir diziydi.. sonuçta kafayı direkt kesmek yerine, önlem almak için birçok seçenek, düşünülse, bulunabilirdi (demokrasilerde çare tükenmez derler).. ve tabii ki "bugün sana, yarın bana":) kesinlikle öyle...